1970’li yılların sonunda giderek daha fazla sayıda ülke serbest ticaret rejimi ve serbest kur rejimine geçmesiyle, dış ticarette tarifeler ve tarife dışı engeller kaldırılmaya başladı. Bu ortamda 1980’li yıllardan itibaren sabit kur sisteminin ve korunmacı ekonomi ile belirlenen emtia fiyatlama sistemi terk edildi. Ülkelerin paralarının diğer ülkelerin paralarına göre değeri, artık dalgalı kur sistemine göre piyasa tarafından belirlenmeye başladı.

Artık dünyada üretim ve stok durumlarına göre emtia fiyatları değişebiliyordu. Kurlar ise cari açık, merkez bankası rezervleri, dış borç, büyüme gibi makroekonomik göstergelerin etkisinde değişkenlik gösterebiliyordu. Serbest ticaret ve kur rejimine uyum göstermeyen ülkeler 1990 ve 2000’li yıllarda bu rejimi benimsemeye başladılar. Türkiye Cumhuriyeti 24 Ocak 1980 kararları ile liberalleşme sürecine girdi. Bu gelişme sonrasında 1995 yılında Gümrük Birliğine giren Türkiye artık serbest ticaret rejimini iyiden iyiye benimsemişti. Artan dış ticaret hacmi ihracat ve ithalat rakamlarında büyük artış getirdi. Anadolu’da yepyeni girişimciler değişik dünya pazarlarına açıldılar ve ekonomik büyümenin motoru oldular. Ne yazık ki katma değeri yüksek teknolojik ürünlerden ziyade, tekstil, montaj ve turizm sektörünün gelişmiş olması ithalat-ihracat dengesini ithalat lehine geliştirdi ve bugün hala büyük sorun olmaya devam eden cari açık sorununu Türkiye Cumhuriyetinin başına musallat etti. 2001 krizi olarak anılan ve “kamu borcu ve ödemeler sistemi krizi”  olarak da adlandırılabilecek kriz sonrasında kurun “devalue” edilmesi sonucunda döviz borcu olan bir çok işletme kapısına kilit vurmak zorunda kaldı. Dövizle borçlanan vatandaşlar ise borçlarını ödeyememe riski ile karşılaştılar.

2001 krizi sonrasında ülkemizde de dalgalı kur rejimine geçildi. Yapısal reformlar sonucunda kamu bankalarının ve diğer kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi süreci başladı. Devletin ekonomik faaliyetlere müdahalesi giderek azalmaya başladı.

Bugün geldiğimiz noktada, tarım ürünlerine ve enerji ürünlerine devlet müdahalesi gibi kontrolcü mekanizmaların varlığına rağmen, devlet ekonomik faaliyetlerden hızla çekilmek istiyor ve Türkiye ekonomisi serbest rekabet ortamına ayak uydurmaya çalışıyor. Serbest rekabet ortamı ve dalgalı kur rejimi ise işletmelerin emtia ve kur riskinden kaynaklanan sistematik riski yönetmeleri zorunluluğunu getiriyor. Hammadde piyasaları ve finansal piyasalardaki fiyat oynaklılarından kaynaklanan sistematik riskin yönetilmesi faaliyeti, riskin belirlenmesi, haritalanması, ölçülmesi ve bu riskin hangi araçlarla telafi edileceğinin belirlenmesi sürecinden oluşmaktadır. Gelişmiş ekonomilerde işletmelerin büyük çoğunluğu sistematik riski uyguladıkları finansal risk yönetim modelleri ve türev araçlarla yönetmektedirler.

Cari açığın GSMH’nın % 10’unu geçtiği şu günlerde, bu açığın büyük oranda özel sektör borçlarından oluştuğu bilinmektedir. Türkiye’de birçok şirket ithalat kaynaklı bu borçları bilançolarının pasifinde taşımaktadırlar. Faaliyet gelirlerinin % 50 sinden fazlasını yurtdışı satışlardan elde eden birçok firma da yüksek miktarda yabancı para cinsinden alacağa sahiptirler. Şirketler finansal kuruluşlardan aldıkları yabancı para cinsi borçlar dışında, ithalat nedeniyle yabancı para cinsinden borçlandıkları miktarları da bilançolarının sağ tarafında yani pasif kısmında, yapmış oldukları ihracat nedeniyle oluşan alacaklarını ise bilançonun sol tarafında yani aktif kısmında taşımaktadırlar.        

            Değişik illerde yaptığımız eğitim ve tanıtım toplantıları sırasındaki gözlemlerimiz, başta Meslek Birlikleri ve TIM olmak değişik sivil toplum kuruluşunun anketleri, Türk şirketlerinin ezici bir çoğunluğunun Finansal Risk Yönetimi ilkelerini uygulamadıklarına ilişkin güçlü bir izlenim ortaya çıkarmıştır.

Oysa yazımızda anlatıldığı üzere, özellikle 2001 krizi sonrasında reel sektör şirketlerinin finansal risk yönetimine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu düşünülmektedir. 2001-2010 döneminde sektöründe tanınan onlarca şirketin faaliyetlerine son verdiği veya finansal güçlük nedeniyle el değiştirmek zorunda kaldığına şahit olduk.

2005 yılından itibaren Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nın faaliyete geçmesi ile sadece organize türev piyasalar değil, organize olmayan diğer piyasalardaki ürünlerin de finansal sektör tarafından kullanımı artmıştır.

VOB’da reel sektörün kur riskini yönetmede kullanabileceği döviz sözleşmeleri yanında, hisse senedi endeksi, faiz, pamuk, buğday, altın ve elektrik vadeli işlem sözleşmeleri işlem görmektedir. Ancak bu ürünlerin spekülasyon dışında risk yönetimi amacıyla kullanımında istenilen seviyenin çok uzağındayız. Yakın bir gelecekte opsiyon sözleşmelerinin işleme açılmasıyla birlikte bu kullanım seviyesinin artacağını düşünmekteyiz. Zira opsiyon sözleşmeleri, tanımı gereği reel sektöre daha esnek risk yönetim imkanları sunacaktır. Emtia sözleşmelerinde ise lisanslı depoculuğun henüz hayata geçmemesi gibi nedenlerle likidite oluşmadığı bilinmektedir. İzmir Ticaret Borsası ve VOB öncülüğünde ve ortaklığında kurulan Ege Pamuk Ürünleri Lisanslı Depoculuk A.Ş.’nin faaliyete geçmesiyle pamuk sözleşmelerinde gerekli likiditenin oluşacağını bu sözleşmelerin pamuk ve pamuğa dayalı tekstil ürünlerinin üretim ve ticaretini yapan firmaların kullanımına uygun hale geleceğine inanıyoruz.

Türev araçların risk yönetiminde kullanımı, borsamız tarafından eğitim ve tanıtım faaliyetleri kapsamında değişik illerdeki toplantılarda şirketler sektörüne aktarılmaktadır. Web sitemiz (www.vob.org.tr) ve sosyal medya uygulamalarımız (www.twitter/vobturkdex)  reel sektörün bu konudaki her türlü etkinliği izleyebileceği mecralardır.

Umuyoruz ki, tüm ilgililerin katkılarıyla emtia ürünlerinde de sağlıklı bir spot piyasa ve türev piyasa oluşur ve risk yönetimi modellerini Türkiye’ye uyarlamak isteyen işletmeler karlılık, nakit akışı gibi önemli finansal sonuçlarının maruz kaldığı riskleri doğru bir biçimde ölçer ve yönetirler.

“Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nın Reel Şirketlere Faydası: Finansal Risk Yönetimi” – Şamil Demirkan,VOB Eğitim ve Tanıtım Müdürü

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>